Kitap

Psikolojik Travma- Aşka İnanç

Ilk olarak belirtmek isterim ki eğer aşık olmadıysan bu yazı senin için çokta uygun değil 🙂 Ha fakat gerçekten aşıksan ve inancın yoksa aşka, oku devam et bakalım nereye varacaksın.

İnsanlar birbirine karşı besledikleri sevginin ötesine aşk derler. İlk bakışta kalbi atıyorsa aşktır adı. Kim demiş bu tarz şeyleri? Şairler mi? Şairler kalıbına uygun yazdıkları şiirlerde aşktan bahsettikleri cümlelerden gelişen durumlar. İlk bakışta aşk… vay anam vay.

Sevmek için birazcık beyin, birazcık mantık ve fedakarlık gereklidir. Hatta Sadakatta önemli. Sadakat insanlara verilen bir lütuf değil mi? Sadakat bir tek aşka yada arkadaşa değilki. Dine, dile yada cansız bir şeye sadık değil midir insan? Sadakat diyince bir tek aşka sadakat mı geliyor aklınıza? Siz beyninizle değil başka bir yerinizle seviyorsunuz o zaman. Aşkı tüm vücudunda yaşamadığın sürece gerçek sevgiyi bulman oldukça zor.

Hastir ordan sen nerden biliyorsun diyenler var duyuyorum. Eğer bunu diyen var ise elbet biliyorumdur birşeyler. Sonuç olarak başaran insan övülmez. Konumuza dönelim.

Sanal ortamda oluşturduğum bir kitap ruhsal travma. Yaşadıklarımdan ürettiğim cümleleri yazıyorum ve bu tarz şeyleri insanlarla paylaşıyorum. Aşkı kimselerle paylaşmam fakat onuda paylaşıcam. Bakalım kim neler yaşamış bir kez daha hatırlasın ders alsın.

Sevgiliye Mektup…

Sen hiç mektup yazdın mı? Eskiden oldukça yazarlarmış. Peki sen hiçbir kitaba yada günlüğüne mektup yazdın mı? Her neyse ben duyar gibiyim cevapları ben devam edeyim. Sevginin gerçek bulunduğunu idrak etmek için tek kişiye bağımlı olman ve her planına onu yerleştirmen gerekli. Şehir değiştireceksen onu plana katmalısın. Tatile gideceksen plana katmalısın. Her hobine katmalısın. Peki sen hiçbir şeye katmazsan ne olur?

Sadakat ortaya çıkıyor burada. Karşındakinin sana duyduğu sadakatı oldukça önemli. Eğer hakikaten seviyorsa sabretmeyi, fedakarlığı ve sadakatı hakikaten iyi biliyor olmalı. Sen seviyor musun hala?

Onun için ölürüm geberirim diyorsan kendine yalan konuşuyorsun. Ölemezsin. Onunla ölüme gidemezsin. Kaç sefer hadi yapalım dedin? İşine geldiğinde bir olaydan kaçmak için senin için ölürüm ben demesi basit. Annen için ölemezsin la sen neyine kafa açıyorsun demi.

Durum komedisi gibidir aşk, yeri geldiğinde gülersin, yeri geldiğinde ağlarsın. Sinir uçlarına kadar dokunan bir virüstür adeta. Sana hiç dokundu mu? Dokunmamıştır kim bilir. Şimdi bir soru soruyorum hazır mısın? Yanıtını verebiliyorsan sen hakikaten sevmişsin.

Fiziğe, göze, düşünceye yada şatafatlı hayatına aşığım değilde, ben onun ruhuna aşık oldum diyebilir misin?

Erkek kafasıyla düşünürsek, bu soruya hepsi ruhuna aşık oldum diyemez. Sıralamayı karıştırır, bacaklarını düşünür, gözlerini düşünür. Oysa ilk sıraya koyması ihtiyaç duyulan ruhtur. Ruha aşık olmalıdır kişi. Eğer ruha aşık olamıyorsa, sadıkta olmaz, yalanda söyler, tükenir, bitirir, başkasına bakar, herşey olur.

Şu demek oluyor ki sevgiyi hissediyorsan eger nerede hissettiğindir mühim olan.

Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik sendromuna diyebileceğim hiçbir şey yok. Hakikaten sevseydi tükenmezdi diyebilirim bir tek. Buna bir psikologun cümleleriyle açıklık getirmek isterim.

Klinik çalışmalara dayanarak vardığım en mühim netice, tükenmişlik sürecini anlamanın onunla baş etmedeki ilk adım olduğudur. Bireylerle, çiftlerle ve gruplarla yaptığım çalışmalarda, tükenmişliği bir tek tanımlamanın bile iyileştirici bir tesiri bulunduğunu onlarca defa gördüm. En sık karşılaşılan tepki şu oluyor: “Demek tükenmişlik! Ben de bizimle (ya da “benimle”) ilgili ciddi bir problem var zannediyordum.” Mesele “tükenmişlik”
olarak tanım edilince, kişilerin kendilerini suçlu hissetmeye ve
ötekini suçlamaya ayırdıkları enerjinin yerini, bu duyguyla baş
etmeye odaklanan yeni bir enerji alıyor.
Çiftlerde tükenmişliğin kavramsal çerçevesi, psikanalitik,
sistemik ve davranışsal görüşlerin sağlamış olduğu üstünlükler ile çoğu zaman sınırı olan seviyede tanınan ve kabul gören varoluşsal ve toplumsal psikoloji yaklaşımlarının sunmuş olduğu avantajları bir araya getiren karma bir görüş açısı sunuyor. Bu kavramsal görüş açısı, fert ya da çiftte hastalıklı bir durum aramak yerine, bilhassa içinde bulundukları yakın ilişki yöntemiyle varoluşsal bir kıymet hissine ulaşmaya çalışan bireylerin ilişkide yada ilişki haricinde yaşadıkları gerilimin bir sonucu olarak, uzun soluklu birlikteliğin
geçirdiği olağan yıpranma sürecine odaklanır.
Kitabın Birinci Bölüm’ü tükenmişliğin ortaya

İçinde yaşadığımız kültürde yetişmiş birçok insanoğlunun aşk ve evliliğe dair beklentileri epey yüksek. Çoğumuz beraberliklerimize büyük hayallerle başlıyor, ilişkilerimize büyük anlamlar yüklüyoruz. Sadece bir süre sonrasında sevdiğimiz insanoğlunun üstündeki yaldızlar dökülmeye, ilişkimizin tepesindeki mutluluk halesi solmaya başlıyor. Peki bu yokuş aşağı süreç işin tabiatından mıdır, başka bir deyişle ilişkilerin sıradanlaşması yazgı midir?

“Tükenmişlik sendromu” daha oldukça iş bağlamında karşımıza çıksa ve o alana özgü sayılsa da, duygusal ilişkilerde de karşılaşılabilen bir kavram. Aşklarının sonsuza dek sürmesini ümit eden ve ilişkileriyle fazla özdeşleşen idealist kişiler, günlük yaşamın çıplak gerçekleriyle karşı karşıya kalınca kaçınılmaz görünen bir sonla, doğrusu büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşıyor. İşte beklentiler ile gerçeklik içinde oluşan bu makas, hem fizyolojik hem de duygusal ve zihinsel tükenmişliğe kapı aralıyor.

Tükenmişliğe Görüşüm

Tükenmişlik sendromuna benim bir yorumum veya görüşüm olamaz. İnsanlar kendi dünyasında oluşturduğu duygularla yaşarlar. Ney istiyorsa herşeyini tamamlasan bile onun bir isteği vardır tam 12’den vurmadığında ona istediğini vermiş olmazsın. Şimdi sana örnek vereyim bakalım neler düşünceksin.

Uzun bir ilişki var, yıllardır sürüyor ve bu süreçte herhangi bir kavga, ayrılık yaşamıyorsun. Kendi dünyanda her noktaya onu yerleştirmişsin ve her planını ona göre yapıyorsun. İşin geniş çaplı ve yer değiştiremiyorsun, gitsen imkanların çok daha yüksek olacak. Yıllar geçiyor artık ilişki standart bir hale geliyor. Hepimizin yaşadığı ilişkilerde böyle olmuyor mu?

Hadi aşkım buluşalım, hadi şuraya gidelim hadi hadi hadi. Hep istekle devam ediyor ilişki. Dertleşmeyi unuttuğunda çiftler birbirinden uzaklaşmaya başlıyor. Mesela sen kendini ona anlatmadığında oda sana anlatmıyor. Bu sonu çıkmaz bir yola giriyorsun demek. Sen en yakınım dediğinle dertleşmeyi kestiysen, oda sana anlatmıyorsa, anlat dese bile sana mantıklı fikirler veremiyorsa sonu karanlık bir yoldasın demek.

Bu yolda koşarken dikkat etmen lazım bazı şeylere. Mesela ilişkiye şart koymamalısın. “Benim gezmeme karışma”. Çok kısıtlayıcı geliyor demi size. Evet özgürlüğüne düşkün insanlar için bu cümle çok fazla kullanılır herkese karşı. Özgürlük sadece gezmekten olsaydı şu anda çoğu kişi özgür olurdu. Özgürlüğü sen çizgiler ile çevrilmiş bir dünyada, kuralları olan bir yönetimde yaşıyorsun. Suçsuz yere iftiradan içeri giren insanların özgürlüğü kısıtlanıyor. Sen böyle bir baskı altında ben özgür olmalıyım, gezmeliyim mi diyorsun. En basit örnek, sen sosyal medyada her istediğini yazabiliyor musun?

Bazı şeyleri yaşadığın kişiyle kısıtlamalısın hayatta. Herkesle arana seviye koymalısın, yalan konuşmamalısın. Özgürlüğünü yalanla yaratmaya çalışıyorsan her zaman kaybedeceksindir demi. Mesela sen bir şeyi elde etmek için çalışıyorsun çabalıyorsun, ama bir piç çıkıp sana diyor ki “Yalan söyle daha çabuk elde edersin”. İnsanlar ilişkilerini, hayatlarını veya sevdiklerini bundan dolayı kaybediyorlar. Sende sadece o piçler olmasaydı keşke diyebiliyorsun.

Hayatını yaşamak için özgür olmana gerek yok. İnsan nefes aldığı her noktada özgürdür. Ben bu cümleleri yazarken yarın ne olacağını umud etmeden yazıyorum. Çünkü özgürlük yarını düşünmeden yaşamaktır. Bugün bunu yaptım yarın ne olur acaba diye yaşamaktır kısıtlanmak.

Hayatında isteyerek yaşayacağına, elde edebileceğin kadarını iste. Emin ol her zaman mutlu olursun. Hedefini yüksek tutanlar hep başarmışlar. Aşkta hedef olmaz.

Aşkın başladığı yerden itibaren neler olabileceğini düşünmen lazım. Örneğin sen ne yaşıyorsan hayatında hepsini onada yaşatıyorsun demi. İster istemez yansıtıyorsun. Bu tip durumlar bile aşkı söndürebilir. Aşkı yaşamayı bilmiyorsan, aşık olma.

Her neyse konumuz buydu. Bir sonraki ruhsal travma bölümünde görüşmek üzere.

Taha Mumcu….


Güncel yazı ve projeleri instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️@tahamumcu
Taha Mumcu
Ben Taha Mumcu, Bilişim sektöründe uzun süreden beri tecrübe edinerek bir yerlere gelmek için çalışmalarına devam eden ve sektörü yakından takip ederek hiç bir veriden geri kalmayan, girişimci ruhu ile tüm işlere elinden geldiğinde çalışma yapan bir girişimciyim. Henüz genç yaşta birçok tecrübeye ulaşan ve koyulan engelleri aşarak bir yerlere gelmek için çaba göstermekten çekinmiyorum.

6 Comments

  1. Hayatıma kattığın bakış açısı için teşekkür ederim sana. Yenilerini bekliyorum, aşkla..

  2. Yazılarınızı okurken aldığım keyfi tarif edemem

  3. Aşka olan inancımı kaybetmiştim, sizde nasıl bir kalem varsa aşkında sindirilebilir bir şey olduğunu anlatıyor. Mükemmel

  4. Tükenmişliği benim kız arkadaşımda yaşamıştı, yaşayan yaşayanın halinden anlayabiliyor.

  5. Bu yazıyı okurken nedense sürüklendim gittim. Kalemine sağlık, mükemmel bir yazı.

  6. Sen ne yazmışsın be, aşka inancım hep var ama hep yaşıyoruz kötü olayları. Sende bir şeyler yaşadıysan umarım yakında atlatırsın dostum

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may also like

More in:Kitap